Vitrin


İNCELE

Kan Muskaları

İNCELEME: Bahattin CEYHAN

Kan Muskaları'nı okuduktan sonra epey zaman geçti aslında ama hâlâ aklımda kalabiliyorsa, kitaplar başarılı demektir. Zamanında yazarın Facebook sayfasında gördüğüm kapak resimleri eleştirisi ile bu yazıyı yazmaya karar kılmıştım. Ve şimdi aynı yazıyı düzenliyorum. Kişisel zevk olarak üç kitabın da kapak resimleri birer sanat harikası. Hani korkunçluktan bahsetmişti eleştiri yapan şahıs; "İçinde ne var ki; dışındaki çiçek böcek olsun." demeyi hâlâ bırakmadım. Korkunç değil o kapaklar, birer şaheser. Facebook'ta kapak resmi yapmalık, telefonda ekran resmi yapmalık. (Bir ara telefonumun ekranını süslemişti. :D )

Bende bir alışkanlık var; kitaplarla müzikleri eşleştirmeyi pek severim. Üçüncü kitabı okurken Gece yolcuları-Neden albümünü dinliyordum. Albüm öyle güzel uyum sağladı ki kitapla, kitaptan koptuğum dakikalar beni yeniden kitabın içine çeken şarkılar oldu. Albümden özellikle "Meyhaneler Sen" ve "Aldatıldık Arkadaş" şarkıları sanki bu hikayenin içinden çıkmış müziklerle yapılmıştı.






Seri genel olarak iyi, okuması keyifli bir seri. Lakin; Çok fazla karakter tipinin ön planda olması sebebiyle bu dünyaya yeni adım atan okuyucular, hatta o karakter tiplerini tanımayanlar için demek daha doğru olur; itici bir kitap. Şahsen bu seriyi son altı ayda değil de bir on yıl önce falan Harry Potter yerine okusaydım herhalde fantastik edebiyattan soğurdum. Ki fantastik karakterleri hallice tanıyan okuyucular için bile bir oturuşta okunmaması halinde anlaması zor bir kitap olduğunu söylemek isterim.

İkinci bir noktaya daha değinmek isterim, ki söylemeden rahat edemeyeceğim; karakterlerin iç yaşamlarını anlatmadan hikayeyi bu kadar güzel ayakta tutman çok güzel. Bu ne demek; üç ana karakter Mylitsi, Urdeed, Dardok' un aslında ne kadar ters köşe olduklarını üçüncü kitabın sonunda okumak kitaba son anda harika bir rütuş yapıyor.

Üçüncü mesele kitapların arka kapaklarındaki Anstorra-Anadolu benzetmesi, kanımca yanlış...

Dört, pek çok yazar tek ya da iki ana karakter üzerinden gider çoklu ana karakterle oynamak yetenekten öte çalışkanlığın özenin ve itinanın eseri olsa gerek. Yanlış mıyım? Lakin çok ana karakterden öte seride çok karakterlilik öne çıkıyor. Seriyi film yapsalar kitabından fazla ilgi çeker bu bağlamda. Bence bu kadar karakter fazlalığı aşırı. Bu mesele şöyle güzel bir noktada buluşuyor ki bakış tamamen kötüye gitmesin; karakter bolluğu nedeniyle iyi karakterlerdeki ölümler okuyuş açısından hızlı bir kabullenişe yol açıyor.

Son olarak üçüncü kitabın özellikle son yüz sayfasındaki gruplar, ırklar çatışmalarının, bir nevi dünya savaşının kötü olarak algıladığım anlatım biçimin var. Herkes kudretli, herkes güçlü, o ondan, bu bundan, o daha fazla, şu acayip fazla filan olmuş. Hiyerarşik olmayan düzen kimin güçlü olduğunu algılamak bir kenara gücün var olup olmadığını sorgulattırıyor.

Yine aynı son yüz sayfada göreceğimiz bir harika nokta: Her gerçek savaş ve tartışmada olacağı üzere 'bütün iyiler yan yana bütün kötüler yan yana olmayabilir'. Çıkar ilişkilerini, vefa borçlarını, duygu sürükleyiciliğini en beyazın bile en kara ile yan yana olabileceğini güzelce sunmuş yazar bize. Bu bağlamda pek çok yazar gibi kolay olana kaçılmamış. Bütün iyilerle kötüleri birer yana toplamayarak ve onların arasındaki ilişkileri harika kurgulayarak adeta bir yazarlık dersi verilmiş. İleride olur da bir gün, böyle bir yazarlık okulu açılacak olursa 3. kitap ders kitabı olarak okutulmalıdır. Küçük hatalarını harika doğrularıyla örten bu seriyi okumak her fantastikseverin borcudur. Yurtdışına açılmayı fazlasıyla hakeden bir seri...



 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile