Vitrin


İNCELE

Siyah Nefes İncelemesi

İNCELEME: Mümin CAN

   Ülkemizde fantastik edebiyat henüz emekleme dönemini yaşıyor. Yeterli okur kitlesi henüz oluşmasa da bu dalda yazan birçok genç yazarımız var. Bu yazarlardan biri de Siyah Nefes adlı romanını inceleyeceğimiz Gülşah Elikbank.

   Siyah Nefes, Günebakan Üçlemesi’nin ilk kitabı olarak yayınlandı. Gösterişli kabartmalarla süslü hoş bir kapağa sahip olan roman, ortalamadan biraz daha kalın bir kitap. Kapağında gördüğümüz kılıç ve göl manzarası kitabın içerisinde karşılaşacağımız dünyanın içinden birkaç ipucu sunuyor bizlere.

   Romanda ilk olarak kasabanın sessizliğinden bahsediliyor. Bu sessizlik bize kasabanın lanetini haber verircesine keskin olarak betimleniyor. Yazar, bilinmezin ve gizemin ortasına bırakıveriyor bizi. Ne olduğunu, ne olacağını merak etmemizi sağlıyor. Sonra harita yavaşça şekilleniyor. Kahramanlarımızı tanımaya başlıyoruz. Kasabanın bilinmedik noktalarına dokunuyoruz onlar aracılığıyla.

   Roman, Nil adlı karakterin ağzından okuyucuya aktarılıyor. Böylece Nil’in ruh yapısı ve olaylara bakışı konusunda tecrübe kazanıyoruz. Mesela karakterimizin aile geçmişi olayların arka planındaki ruhsal çatışmayı görmemizi sağlıyor. Cümleler ilerledikçe Nil kanlı canlı gerçek bir kişi olarak zihnimize kazınıyor. Onun beyninden düşünmeye, onunla birlikte kararlar almaya başladığımızda romanı yarılamış olduğumuzun farkına varıyoruz. Artık tamamen maceranın içindeyiz ve bu macerada bizim rehberimiz Nil.

   Fantastik olaylar, gerçeğin dışladığı hayaller, rüyalar ve kabuslar, kitabın her yerine serpiştirilmiş. Nereden ne şekilde bir maceranın fırlayacağını şaşırıyor okur. İster istemez kendisini yazarın hayal dünyasına teslim ediveriyor. Yazar da bu teslimiyeti güven verecek bir rahmin içerisinde saklamasını biliyor. Hikaye, su gibi akıyor belleğimizden. Öyle ki; aşındırıyor hayal dünyamızı, iz bırakıyor.

   Romanda göze çarpan bir diğer unsur, kadınlara özgü duyarlığın her cümleye sinmiş olması. Bu durumda da işin ucu duyguların en yoğun haline, yani aşka çıkıyor. Fantastiğin ve olağanüstülüğün orta yerinde bitivermiş bir aşk bu; Nil’in Kayra’ya aşkı. Her aşk gibi dışarıda kalanlar tarafından yadırganan, içindekileri ise başka bir gerçekliğe taşıyan, belki de hayatın anlamını barındıran bir duygu.

   Nil’in koruyucusu olarak kendini adamış Fimes, bir türlü anlam veremiyor bu kendince “gereksiz” duyguya. Gerçeğe ve mantığa davet ediyor Nil’i. Ne var ki, Nil’in istediği şey gerçek değil. Hatta gerçekten kaçan bir yolcu o. Gerçeğin renksiz dehşetinden saklanıyor; hayale ve aşka yelken açmaktan caymaya niyeti yok.

   Tüm bunların arasında, bir laneti ortadan kaldırmaya çalışıyor kahramanlarımız. Hepsi de özgün karakterler, her birinin özel güçleri var. Tabii ki, onlar da kendince planlar yapıyorlar. Kasabanın sakinleri onlar, bu karanlıkta kalmış güzelliği kurtarmak onların görevi. Aşklarını ve sahip oldukları şeyleri savunmak, geçmişle yüzleşmek zorundalar. Kediye dönüşebilen dokuz canlı Aneko, bir anne gibi göz kulak oluyor bu genç kasabaya.

   Diğer tüm karakterlerin yetenekleri yanında Nil’in yeteneği en üstün olanı; üstelik bir yabancı olmasına rağmen. Bu yeteneğin ne olduğunu bulmayı tabii ki okura bırakıyoruz.

   Metaforlar roman boyunca peşimizi bırakmıyor. Fantastik bir anlatıya da yakışıyor bu durum. Yadırganacak bir tarafı kalmıyor. Çünkü gerçeğin tekdüzeliğinden kurtarıyor okuru. Üstelik bu anlatımın yoğun bir aksiyonla desteklendiğini de belirtirsek kitap boyunca sıkılmaya fırsat bulamayacağınızı anlarsınız sanırım.

   Akıcı üslubu ve hikaye anlatma yetisiyle Gülşah Elikbank, okunmaya değer bir romana imza atmış. Bizlere düşen bu romanı okuyarak hikayenin tadına varmak. İyi okumalar.

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile